2 Yorum

  1. tuğçe Mart 5, 2009 @ 10:40 am

    adım tuğçe süper gitar çalarım bu site süper olmuş teşekkürler 7ye gidiyorum müsikçi beni çok beğenir gitar çalarım derslerde herkes bana bayılır sesim de çook güsel

  2. isimsiz Mart 12, 2009 @ 4:37 am

    azcık daha yazsaydınız lan top bune sie

Gitarın Tarihçesi

Tarihsel Kavramlar

Gitar

BAŞLANGIÇTAN ORTAÇAĞA

Hipotezleri yayınlanmış bazı tarih adamlarına ve arkeologlara göre, ilk müzik aletleri üstüne delikler oyulmuş kamışlardı. Bunlar flüt,
org v.b. gibi nefesli çalgıların başlangıcını oluşturdular. Derinin tabaklanmasının bulunmasından sonra, hayvanların kafatasına veya kaplumbağa kabuğuna
gerilerek vurmalı çalgılar (tam-tam, bongo, trampet v.b.) elde edildi. Tellerin sağlanmasıyla da çalgılar ailesinin doğuşu gerçekleşti.

Bizi ilgilendiren bu sonuncusu üç grupta incelenebilir:

1-     Açık tellerde, yani “tuşe”’siz (klavyesiz) ve bir yere sol el parmakları ile basmadan çalınan çalgılar: “Eski arp”, “” (la cithare) v.b.
Bunlarda bir çalışta her tel, sesinin uzunluğuna göre titreşir ve tek bir nota üretir.

2-     Açık tellerde ve sapın değişik yerlerine basarak, çalındığında her telde değişik üretebilen ve sağ el parmakları yardımıyla çalınan
çalgılardır ki bunlar, “”, “nebel”, “” (), “”, “” v.b.’dir.

3-     Bunlar yayı tele sürtmek veya bir mızrap ile çalınan sazlardır: “Ud”, “yaylı ” (la a archet),”mızraplı ” (la
a plectre), “violon”, “alto”, “violonsel” v.b.’dir. Bu çalgılarda da sapın üzerinde tele basıldığında değişik elde edilir.

Klavsen ve birinci gruptan gelme ayrı bir ailedir.

Sadece ın değil, ikinci gruba ait diğer çalgıların tarihinden de bahsedecek olursak, bunların gelişim süreci içindeki evrimleri, tarihi
ispat gibi ortak bir kaynağa sahip değildir. Bundan dolayı etimoloji bizi tamamen formun evrimi noktasına yönlendiriyor. Bu nedenle “Yunan ”’ı, “Kaldik
kitara” veya “Pers ı”’nın, bugünün ının öncüleri olduğunu kabul etmeyerek, incelememize almayabiliriz. Şu halde, Mısır’daki Pharaon’lar devrinde
ve Anadolu kültürlerinin (Hitit) fresklerindeki “antik ” ve “modern ” arasındaki formların, birinden diğerine geçişinin, gerçek olduğunu düşünmemiz
gerekmektedir.

Milattan önce 800-1000 yılları arasında Mısırda,  bugünkü ın pek çok özelliklerini taşıyan bir çalgı kullanılıyordu ki bunu, öncü
olarak görmek mümkündür. İki kenarı içeriye doğru çukurlaşmış, oval gövdesi (ses kasası) olan, ön ve arka tablası düz ve yine, düz bir yanlık ile bir araya
getirilmiş, ön alan merkezinde yuvarlak işitim deliği bulunan ve nihayet perdelerle donatılmış düz bir sapı olan bir çalgıdır.

Binlerce yıllık çok az bazı verilerden bugüne kadar, ın, modern aktüel forma ulaşma süreci ve ara formlar, sık sık biri diğerini gizlemiş,
bunların birini diğerinden ayırt etmek güç olmuştur. Bütün bu çalgı gruplarının, tarihi bütünlük içinde devamlı incelenmesi gerekmektedir. Her yeni arkeolojik
araştırma bizi karanlıkta kalan ara formlara ve bu ara formlardaki çalgılar hakkında daha derin bilgilere ulaştırabilir. Bu şekilde çalgıların tarihi açısından
daha da bilinçlenmiş oluruz.

Sonuç olarak, bazı tip çalgılar, bir şekilden diğerine gelişim etabında, kendini değişik dönemlere ve yörelere kabul ettirdi ve bunu bugünkü
tanıdığımız gitara kadar sürükledi.

Antik mitolojiye göre, çekmeli sazların orijini lir’di. Bu icadı Mısır’lılar tanrıları Trimegiste’e, Yunan’lılar Hermes’e, Yahudiler
Jabul’e mal etmişlerdi. Bilebildiğimiz en eski tasvir, Lapis-Lazuli’deki kazılardan çıkarılan bir vazo kalıntısıdır. M.Ö. 4000 veya 3000’in başı tarihlerindendir
ve ’e yakın (Bismaia’daki) bir tapınaktan ele geçmiştir. Üstünde 5 arp ve 7 lir çalan bir müzisyen topluluğunu göstermektedir. Bu sazların
mükemmelliği ilerlemiş bir toplumu ve dönemi ifade eder. Hollanda’da Leyde müzesinde bir rölief vardır. Mısır’daki Thebes  kralının (M.Ö. 3500) mezarında
bulunmuştur ve gitara benzeyen bir çalgıyı tasvir etmektedir.

Mısır: Eski Mısır’da (M.Ö. 3200-2400) flüt ve saz çalan sanatçılar, şarkıcılara ve dansçılara eşlik ediyorlardı. Yeni İmparatorlukta (M.Ö. 1500-1100)
Asya’ya has töre ve adetler geldi ve Mısır’da müziği etkilediler. Bu, gözlemlenebilir bir gelişme yarattı. Müzik kalitesinde olduğu kadar, çalgıların öznel
form kaynaklarını çeşitlendirdi. Müzik araştırmalarının, şarkıların, dansların gelişmesine ve genişlemesine büyük bir hız kazandırdı. müzesinde XX’nci
Mısır hanedanına ait (M.Ö. 1500) bir papirus bulunmaktadır. Üzerinde müzisyen hayvanlar vardır (bir timsahı 17 perdeli bir saplı çalgı çalarken görmekteyiz).
Kraliçe Shub-ad’a ait (M.Ö. 2500) arp’ın güzelliği British Museum’da sergilenmekte ve müzik sanatı içinde orta-doğu halklarının mükemmelleştiğine şahit
olmaktayız. Tebes’de bulunan prenses Naki’nin büyük mezarlığındaki müzisyen freskleri de bunu doğrulamaktadır.

Mısır’lılarla beraber, müzik aletleri de Fenike’ye, Asur’a, Anadolu’ya, Hindistan’a ve Uzak-Doğuya dağıldı.

Anadolu: Anadolu’da M.Ö. 2000’de yerleşmiş olan Hitit’ler “”’u tanıyorlardı. Aynı devirde Mısır’lılar ve Yahudi’ler “nebel” ve “nabla”’yı kullanıyorlardı.

Pitagor’dan sonra, Anadolu’da, 3 ve sapı bulunan bir çalgı, “pandura” çalınıyordu. Pers’ler onu “sambleca”, Arap’lar “sambiud” adı ile
tanıyorlardı.

Eski Yunan: Yunan’lılar Mısır İmparatorluğunda kök saldılar.Uygarlık meşalesini ve bilimlerini, aynı zamanda filozofik ve estetik doktrinlerini insanlığa
taşıdılar. Kültürleri ve mitleri Afrika, Avrupa ve Orta-Doğuya kadar bütün Akdeniz havzasında yayıldı.

Homeros İlyada ve Odisse gibi çeşitli eserlerindeki anlatımlarında bize, müzikten bahsediyor. Odisse’de, Homeros, Ulysse’i naklediyor. Burada
Ulysse’in Penelope ile evlenmek isteyenlerin önünde yayını gerdiğini, sevdiği kadının sağ eliyle çalgısının tellerine vurduğunu, bundan şarkı söyleyen
bir kuştan daha berrak ve daha fazla tınlayan bir ses elde ettiğini söylemektedir.

çalgıların yaratılması herhangi bir olaya veya döneme ait değildir. Bu noktada lirik Pindare, Anacreon ve kadın şair Sappho’yu belirtmek
gerekir. Sappho’ya mızrabın icadı atfedilse de, bazı tarihçiler bunu kabul etmezler. Meşhur devlet adamı Perikles de Odeon adıyla anılan konserleri başlatmış
ve bunun için bir kurum oluşturmuştur.

José de Azpiazu’ya göre lir, ve flütün otantik Yunan çalgıları olduğunu kabul etmek doğru değildir. Ona göre Yunan müziğinin kökleri doğudadır.

Müziğin köklerini tanrılara mal edersek ki Yunan’lılar için bu böyleydi, Euterpe müziğin tanrıçası olarak karşımıza çıkar. Yunan’lılar bunu
önemle belirtiyorlar ve bu asil sanatı ona atfediyorlardı.

Müzik aletlerini de, tanrısal orijinli olarak kabul ediyorlardı. İnanca göre, Hermes lir’i icat etti. 7 tane koyun bağırsağından yapılmış teli,
kamış sapları arasında gererek ve bunları bir kaplumbağa kabuğuna sabitleyerek bu çalgıyı elde etti. Homeros’a göre, Apollon ’ı yarattı. Atina’lılar
flütün icadını Athena’ya mal ettiler. Mitolojiye göre Athena kuvvetlice çaldığı vakit, yüzünün şekil değiştirdiğini, çirkinleştiğini görüp, hemen, hızlı
bir şekilde flütünü Marsias’a bıraktı ve flütü terketti. Pan, sireks’i (syrinx veya syringe) icat etme fikrine sahipti ve Pan flütü onun adına isimlendirildi.

Yunanistan, tarihinin başlangıcında (yaklaşık olarak Homerik toplum döneminde), Anadolu folkloru etkisi altında kaldı. Tepe şeklinde yeni yeni
yapılmış mezarlar buna bir kanıttır.

M.Ö. VII ile I’inci yüzyıl dönemleri arasındaki resimlenmiş sitaristlerin birincisi, ünlü Terpendre idi ve gene bu zamanlar içerisinde düşünürlerden
Pitagor, Platon ve Aristo müzikal estetiği filozofik olarak incelediler.

Greko-Asurien bir kelime olan KİTHARA LATİNİSE; İspanya’da “guitarra”, Fransa’da “guitare”, İngiltere’de “guitar”, Almanya’da “gitarre”, İtalya’da
“chitarra”, Rusya’da gitara, Felemenk ülkelerinde “gitaar” v.b. oldu.

Saint Isidore de Seville ’a uygulayarak, latince küçük lir anlamına gelen “fidicula” adını telaffuz etmiştir. İspanya’yı işgal eden
ordusundaki ’lılar buna, “vitula” veya “vigola” demişlerdir. İşte “viole” terimi buradan gelmedir. Portekiz’de “violao” denmiş ve “”, “violon”
v.b. buradan türetilmiş adlardır.

Arabistan: Bazı tarihçilere göre Pers orijinli kültürle karışmış Arap’lar sosyolojik olarak iki gruba ayrılmışlardı: Yerleşik düzene sahip olanlar (sabéen)
ve göçebe bedeviler. Hz. Muhammet ve Kur’an yoluyla alınmış öğretisinin yayılışı, Arap adet ve törelerinde değişiklik yaptı. Yayılmacı politika ile, en
az bir yüzyıl kuzey Afrika’nın, İberik yarım adasının ve bazı diğer Avrupa bölgelerinin egemenliğini sahiplendiler. Böylelikle, Pers ve Mısır etkisine
uğramış “Kaldeo-Asur” orijinli müzikleri, en uzak topraklara kadar, içine folklorik öğeler işlenmiş olarak dağıldı. Buralarda büyük müzisyenlere tükenmez
ilham kaynağı sağladılar.

İslam Arap müziğinin karakteristik çalgısı ud  (daha doğru söylersek al-ud) idi. Bu isim; İspanya’da “laud”, Fransa’da “”, İtalya’da “liuto”,
İngiltere’de “lute”, Almanya’da “laute” v.b. oldu.

Dörtlüler şeklinde akort ediliyordu: la-re sol- do- fa ve perdesiz sap üzerine basarak kromatik gamın on iki derecesi elde ediliyordu. Teoride,
Batılıların 12 derecesine karşın, Hint’lilerde 22, Arap gamı ise 17 dereceli idi. Teorisyen Al-Farabi (doğumu Farab- ölümü Damas) 950 yılında Yunan müzik
sistemini moda olarak kabul ettirebilmek için boşuna uğraştı. Üç yüzyıl sonra, Bağdat’da, Safi-ad Din adında bir diğer teorisyen de aynı problemle uğraştı.

Halbuki antik milletlerin müziği pek tanınmıyordu. Öyle ki, VIII ile X’uncu yüzyıllar arasındaki Arap müziğinin gelişme döneminde, İspahani’nin
“Şarkılar Kitabı”’nda çeşitli el yazmalarının arasında notlar ve çıkmalar vardı. Bu kitapta incelenmiş, uzun bir müzisyenler listesi de bulunmaktaydı.
Bunun içinde, Medine’de yerleşmiş, azat edilmiş yabancı kölelerden iyi Kur’an okuyan ve müezzinlik yapanların da adları geçmekteydi (Tueis, Adatal, Hit
gibi). Aralarında en şöhretlisi Tueis idi. Hz. Muhammet’in ölümüne tanık olanlardandı. İlahi ve şarkılarda kendine, ud veya “adufe” (bir çeşit trampet)
ile eşlik ederdi.

Aben-Mosashech Pers ülkesini ve Anadolu’yu ziyaret etti. Çevirisini yaptığı Pers ve Bizans şiirlerini Arap müzik hazinesine katarak, zenginleştirmede
büyük pay sahibi oldu. Melez Mabded, ırkına has iç güdüsünün etkisi ile ritmik forma aksan koydu. Öte yandan bazı Hıristiyan din adamları da sanatlarını
Arabistan’da kabul ettirdiler.

Müzik adamlarına karşı hoşgörülü olan ilk halifelerden sonra müzik, Emevi saraylarında kök saldı. Bu rönesansın en ünlü kişisi, Ali-Ben-Ziriab
takma adlı Abu-Hassan Ben-Hassan’dır - (Ziriab melodik öten siyah bir kuşun adıdır). Otuz yaşında Bağdat Halifesinin sarayında şarkıcı ve müzisyendi. Ziriab
VIII’inci yüzyılın son yıllarında Bağdat’da doğdu. Kendi deyişine göre İran kökenliydi. Halifenin Alcazar sarayında şef müzisyen İbrahim-al-Vasli’nin öğrencisiydi.
Fakat, Ziriab’ın sanatı kısa zamanda öğretmenininkini geçti. İbrahim-al-Vasli, anlaşılacağı gibi, yavaş yavaş Halifenin gözünden düşecekti. Endişeye kapılmış,
kıskançlığın kemirdiği İbn İbrahim, öğrencisini ölüm veya onuruyla ülkeyi terk etmek arasında bir karar vermeye zorladı. Sağduyulu bir adam olan Ziriab
gitmeyi tercih etti. Kirvan Emiri’nin yanında kendine yer buldu. Orada, ona kraliyet sarayı müzisyeni adı verildi. Kendini Endülüs Emiri’ne de dinletme
fırsatı buldu. Sarayın müzisyenlerini idare etme hizmetinden dolayı da Emir’in alkışını aldı. Büyüyen şöhreti ona, Cordoba Emiri’nin yanında devamlı yerleşme
imkanı sağladı ve orada ününü doruklara taşıdı.

Bu zamana kadar ud, sadece 4 çift telliydi ve tahtadan bir mızrapla çalınırdı. Ziriab bir çift tel daha ilave ederek udu 5 çift hale getirdi
ve eski mızrabı kartal tüyünden bir mızrapla değiştirdi. Bundan başka, çaldığı çalgıları kendi yapıyordu. Kendi udu öğretmenininkinin yarısı kadar bir
ağırlığa sahipti.

Anlaşılıyor ki, zeki, kültürlü, astronomi bilgini, yazar ve ince bir şair olan Ziriab’ı, oryantal müziğin reformatörü olarak saymak, incelemek
gerekir.

Etimolojik olarak, çekilerek çalınan çalgıları (arp dışında) şu şekilde özetleyebiliriz:

1-     (): Orijini ARABO-ASİATİK olan, adı “ARAPÇA”’dan gelme bir çalgıdır.

2-     VİHUELA: Orijini ARABO-ASİATİK, adı “ROMEN” bir çalgıdır.

3-     GİTAR: Orijini ARABO-ASİATİK, adı “GREKO-ROMEN” bir çalgıdır.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Belki bunlar da ilginizi çeker

Gökhan @ Ekim 4, 2008

Durma sende yorumunu yaz.

XHTML: Kullanabileceğiniz kodlar: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>